
Levent Yüksel'i severim. Espri kalitesi anlamında 'serin yerde saklanması tavsiye edilebilecek' ürünü Levent Yüksel'in İkinci Kaseti'nde, Abanozdaki Emine adında bir şarkısı vardır. Aynı albüm slowlar açısından Zalim ve Karaağaç'ı içerdiğinden olsa gerek, hayli geri planda kalmıştır bu şarkı. Oysa güzel bir eserdir Abanozdaki Emine, Necati Cumalı'nın şiirinden uyarlamadır. Açıkçası uzunca bir dönem dinlememiştim bu şarkıyı, aklımdan da çıkmıştı. Geçenlerde tekrardan dinlemeye başladım. Bir filmdi aslında hatırlamama sebep olan; Vivre Sa Vie/Hayatını Yaşamak.
Filmleri genelde hakkındaki yorumları okumadan izlemeye çalışırım. Bu filme de Jean-Luc Godard referansıyla Anna Karina izleyeceğim diye balıklama daldım, içeriğine pek de bakmadım. Bu ikilinin çektiği Une Femme Est Une Femme/Kadın Kadındır filmini izlemiştim evvelden ve yine böyle 'entel dantel', 'artiz diyaloğlu' hatta biraz da bayık bir film bekliyordum. Ne mutluluk, yanılmışım! Bu noktada Masumiyet'i izleyenler hatırlayacaktır. Pansiyon sahibi televizyon karşısında, filmin acıklı bir sekansında filmi bırakır ve dışarı çıkar. ''Filim milim böyle de olmaz ki kardeşim'' der. Tastamam aynı şeyleri hissettim. Öylesine naif bir film yapmış ki Jean-Luc Godard, Emile Zola esinli Nana karakterinin başına gelenleri, 'birine aşık, içimizden birinin kızı, kardeşi' olan bir Emineymişçesine sahici bir üzüntüyle izliyorsunuz.
Başından sonuna Brecht tarzı bir yabancılaştırma etkisiyle de, aslında bir çölleşme öyküsüdür Vivre Sa Vie. Tıpkı Toza Sor'da da söylendiği üzere: ''Her şey tozdan geliyordu ve her şey toza dönüşecekti''.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder