
''Makinalar diken gibi/Batar her gün kalbine/Yün örecek ellere/Her gün ekmek derdinde.'' Bahsedilen dizeler elbette, 70'lerin darbelerle, harekatlarla örülü karanlık siyasi tablosuna arka plan oluşturan Fabrika Kızı'na ait. İşçilerin haklarını savunan, toplumcu ve sol kültürden beslenen bir yapısı vardır bu şarkının. Dönemi itibariyle de, askerinden memuruna, solcusundan sağcısına, müzisyeninden gitara yeni başlayanına kitlelerce benimsenmiş, adeta bir marş işlevi görmüştür. İşte kadın-erkek fark etmeden 'düşük ücret/yoğun çalışma' denklemi adı altında, adı bile konmayıp 'x olarak değer verilen', yalnızca ülkemizde de değil dünyanın dört bir köşesinde büyük bir nüfus çoğunluğu var.

Sinema tarihinin en bilinen, en takdir edilen filmlerinden Charlie Chaplin'in Modern Times/Modern Zamanlar'ı da aslında bunun öyküsü. Sistemin 'çarkları arasında' Nazım Hikmet'in bu filme bir tür güzelleme havası taşıyan Makinalaşmak adlı şiirinde olduğu gibi makinalaştırılan, makinalaştırılmaya çalışılan insanı ve bu insanın sorunlarını, sıkıntılarını, çıkışsızlığını anlatıyor. Bunu yaparken de okkalı bir kapitalizm eleştirisine soyunuyor evvela. Hatta filmin ortalarındaki gösteri ve bayrak sahnesiyle de neredeyse komünizme kayan bir şekilde... Bununla birlikte; polis ve emniyet teşkilatını, sosyal devlet kurumlarını, fakirliği, işsizliği, çaresizliği masaya yatırıyor. Çok çarpıcı bir Büyük Buhran Amerika'sı tablosu çiziyor böylelikle Chaplin. Filmin 1936 yapımı olduğunu, 1929'da başlayan ve Amerika'yı köklerinden sarsan büyük mali krizin etkilerinin hala devam ettiğini bir kenara not edersek filmin ne kadar büyük bir iş başardığını daha net görebiliriz. Zira filmin, sonraları Frank Capra'nın bu işe bir misyoner edasıyla kendisini adayacağı ünlü Amerikan Rüyası'nı işaret eden o umut verici yaklaşımla sona ermesi, şüphesiz ki hem moral açısından, hem de dönem koşulları itibariyle çok önemliydi.

Film hakkında yazılacak daha çok şey var. İnsanlar bu filmle ilgili kitaplar yazıyor, araştırmalar yapıyor, (abartıyorum) adaklar adıyor, ben bir postla geçiştiriyorum. Hatta bu post bile, itiraf etmek gerekirse gözüme epey uzun geliyor. Onlar onu yapıyor, ben de bunu. Charlie Chaplin yazıyor, yönetiyor, oynuyor. O sıralar eşi olan Paulette Goddard harika bir performansla kendisine eşlik ediyor. Ben de bu postu yazdım. Sevgiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder