

Filmde, 5 yaşında bir kız çocuğu olan Alexandria(The Great) ile sevgilisinden ayrılan ve bu nedenle intihara kalkışan, intihar eğilimli gençten bir karakter olan Roy'un dostluğuna uzanıyoruz. Bu dostluk kanımca tam da 'Bir Yabancıyla Asla' tipi bir dostluk. Bu yüzden filmi izlerken aşırı derecede 'korumacı ebeveyn' psikolojisine girdim, Roy'a karşı bilendim. Zira filmin başında gayet normal, iyi ve saf bir çocuk olan Alexandria'nın bu dostluk nedeniyle başına gelen kalmadı, üstelik üzerinde bazı kalıcı etkiler de yarattı. Elbette filmin başarısı yalnızca dostluk temelli dramatik çatısına dayanmıyor. Filmin asıl dikkate değer yanı; bu sürreal yolculukta yer alan tarihi ve mitsel hikayelerde kurgunun ve yaratıcılığın 'kendinden geçmesi'. Üstelik bunu yaparken de hiç zorlamıyor film. Aksine oldukça akıcı ve heyecan verici bir tempo tutturuyor, böylelikle izleyenlere de kallavi bir göz ziyafeti sunuyor.

İlk filmi The Cell/Hücre'den altı yıl sonra, 2006'da tamamladığı bu filmiyle Tarsem Singh, festival festival dolaşmış, ancak nedense ve neredeyse hiç dikkat çekmemişti. Sonrasında filmin yapımcılığını üstlenen David Fincher ve Spike Jonze'un da arka durmasıyla, film 2008'de Amerika başta olmak üzere birçok ülkede vizyona girerek bir anda infial yarattı. Filmin hakkı bu elbette, hem de sonuna kadar. İzlenince de görülecektir, gerçekten de mükemmele yakın bir zanaat var filmde. Ana teması bireysel anlamda farklı etkiler yaratsa da, başta küçük Alexandria'yı oynayan Catinca Untaru olmak üzere filmi oluşturan ekip ve Singh çok iyi bir iş başarmış. Bu film hakkında yazacaklarım da buraya kadar olsun, zira sonrası hep övgü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder