30 Aralık 2008 Salı

A.R.O.G. Eleştirileri


Cem Yılmaz insanı sürekli güldüren, her anı komik bir film çekseydi. Filmde ardı ardına espriler olsaydı, kahkahalar havada uçuşsaydı.
—Bu ne ya böyle? Beğenmedim. Ne biçim bir film bu? Film olduğunu anlamıyorsun ki. Cem Yılmaz stand-up yazmış resmen, diğerlerine de onu oynatmış. Stand up izlemek isteseydim, gösterisine giderdim zaten ben. He çok komik bir stand-up ama film değil bence.

Cem Yılmaz her anı olmasa da yine de çok esprili, gayet komik bir film çekseydi.
—Bu ne böyle? Beğenmedim. Ne biçim bir film bu? Stand up ile komedi filmi arasında kalmış direk. Esprileri de yalnız çok ucuzdu ne gerek var bu kadarına/esprileri de çok inceydi yalnız ne gerek var bu kadarına... Karakterler tam oturmamış bile, keşke bunun stand up'ını yapsaymış. Evde dvdsini alırdık, ama sinemaya gidince insan biraz da sinemasal bişeyler görmek istiyor. Beyazperde bu. Yedinci sanat dalı.

Cem Yılmaz komedi filmi olan ama daha çok durum komedisi üzerine yoğunlaşan, yani olayların geneline gülebileceğiniz ama direk kahkaha moduna girmeyen film çekse, bu filmde de yer yer espriler olsa...
—Bu ne yahu böyle? Beğenmedim. Ne biçim bir film bu? Ben Cem Yılmaz diye girdim abi. Yoksa bu tarz bi film izleyecek olsam ne geleyim buraya. Bol bol gülüp stresten uzaklaşıcam, kafamı boşaltıcam diye geldim ben. Hayalkırıklığına uğrattı beni Cem Yılmaz. Cmylmz hah! Ulan o kadar konuşuyorduk önceden gülücez eğlenicez diye. Bu ne böyle? Doğru düzgün gülmedim bile. Kalıbının adamı değilmişsin Cem Yılmaz Efendi! Olmamış ya kötüydü, bir daha yapmasın böyle birşey.

Cem Yılmaz komedi filmi dışında ne çekse...
—Bu ne lan böyle? Beğenmedim. Ne biçim bir film bu? Tamam film vizyona girmedi fragmanını seyrediyorum henüz!! Ama olmaz ki abi, Cem Yılmaz komedi çeksin ne işi olur böyle şeylerle. Dram yapan dram çeksin, komedyen de komedi çeksin. Bu iş bu kadar basit abi. Ne anlamışsın sen dramdan. Bırak bu işleri!
İşte filmleri sadece film olarak izlemeyen, kendi hayatlarında ihtiyaç duydukları şeylerin tam karşılığını iki saatlik Cem Yılmaz filmine yükleyen insanların bu tarz ezberlenmiş, şartlanmış eleştirileri dile getirmeleri gayet doğal. Tek bir sinema biletine hayatının anlık/dönemlik eksikliklerini kapatacak bir sihirmiş gibi bakıyor, akıllarından geçen, arzu ettikleri şey neyse onu görmek istiyorlar... Sonrasında ise istediklerinin, hayal ettiklerinin, kendi kafalarında çektikleri Cem Yılmaz filmi imgesinin tıpatıp aynısını bulamayınca da hemen eleştirmeye başlıyorlar, hem de bu tarz kalıplarla. Bunun kendi içerisinde değerlendirilmesi gereken bir film olduğu, yalnızca bir kişiye, kendilerine çekilmediği, dört küsur milyon insanı tek tek ve aynı anda memnun edilemeyeceği de meydanda. Üstelik bir de buna art niyet, samimiyetsizlik girince, 'meyve veren ağacı taşlama arzusu' da eklenince üstte yazdığım türden sonuçların nedenlerini anlamak güç olmamaya başlıyor. Aynı şekilde istediği şeyi bulamayan yahut filmi başarısız bulan, buna rağmen filmin olumlu yanlarını, iyi taraflarını objektif bir biçimde söyleyebilen insan sayısı da son derece az.

Velhasıl ben filmi gayet önyargısız, tasasız ve mutlu bir biçimde izledim ve Cem Yılmaz'ın A.R.O.G.'unu sevdim. Çok da güldüm, eğlendim. Son derece hoşnut kalarak salondan ayrıldım. Hayat devam ediyordu işte. Tıpkı olması gerektiği gibi, tıpkı bunun yalnızca bir film olduğunu hatırlamak gibi...

Hiç yorum yok: