
Ekmeğin tadı aldığınız yere göre değişiklik gösterir. Taş fırını mı, pastane üretimi mi yoksa köylerdeki gibi tamamen el emeğinden yapılmış olması mı; işte bunlar ekmeğin tadını temelde farklılaştırandır ve hepsinin de lezzeti ayrı ayrıdır. Aynı şekilde herkesin de damak tadı farklıdır. Kimi taş fırın ekmeğine bayılır, hep onu tercih eder. Kimi de 'o da neymiş, sen köy ekmeği yemedin hele' der. Kimi de, 'pastane iyidir, şaşmam' mantığındadır.
Bu farklılığın üstüne bir de, ekmeği alma ve yeme aşaması vardır. Ekmeği fırından/pastaneden çıkar çıkmaz aldıysanız, değmem sizin keyfinize. Dumanı üstünde tütüyordur, sıcacıktır. Yolda eve gelirken, yemeği bile beklemeden dayanamayıp ucundan azıcık koparırsınız. Ancak vaktinde almazsınız, örneğin akşamleyin kapanmaya yakın giderseniz, ekmeklerin taze olmadığını aksine hafiften bayatlamış olduğunu görürsünüz. Üstelik fırın sahibinin çocuğu, tüm gün top oynadıktan sonra acıkmış bir halde 'yandım aman! iflahım kesildi' diyerek gizlice ucundan azıcık koparmıştır bile sizin yerinize. Sona kalmış ekmeklerdir bunlar velhasıl; dokunulmuş, tadılmış, şekli bozulmuş, müşteri tarafından alınmamış ya da müşteriye verilmek için tercih edilmemişlerdir. Çoğu zaman, biraz da mecburi alınır bu ekmekler. Hele bir de o saatte hiçbir yerde kalmamışsa, kalan yerler de uzaksa...
İşte ben, Babam ve Oğlum'u bu vaziyette seyrettim. Yine sinemada olmakla birlikte, vizyona giriş tarihinden geç/vizyondan kalkmasınaysa yakın bir tarihte ve yine tesadüf eseri bir akşam vaktinde izledim. Filmin pek çok ayrıntısını, önemli anlarını yaklaşık olarak biliyordum. Film; dokunulmuştu, izlenilmişti, hatta ucundan koparılmıştı. Belki de dünyanın en lezzetli ekmeği olabilirdi benim için, 'böyle ekmek yemedim' de diyebilirdim ama ekmek aynı ekmek değildi işte. O yüzden açıkçası 'bayatlamış ekmek' gibi izledim filmi. Benim sorunumdu bu elbette, ancak yine de keyif aldım filmden. Bir yerlerden insana dokunan, insanı kavrayan bir filmdi Babam ve Oğlum. Çağan Irmak'ın taş fırınıyla/köy ekmeği arasında sahici bir lezzet tutturduğu filmdiydi. O yüzden herkesi, sinemayı sevmeyen ya da ilgilenmeyen insanları dahi kendine çekti film. Filmden çıktıktan sonra babasını, dedesini arayan; küsleri barıştıran, insanları kaynaştıran yine insana dair güzel duygular, kalbi hisler yaşattı.
Sonraki filmi Issız Adam'dı Çağan Irmak'ın. Nimetin başımın üstünde yeri vardır. İyi yapılır, kötü yapılır; ama daha önceden yemeklerini bildiğiniz ve hatta sevdiğiniz bir aşçının 'elinden' çıkıyorsa sofraya daha bir iştahla oturursunuz. Belki beklentimle alakalı birşey bu, yine de hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Aşçı yapmamıştı besbelli, 'pastane ekmeği' getirmişti çünkü önümüze. Gerçi durumu çakmasınlar diye biraz da kendi eliyle susam serpiştirmişti. Ama durum çok netti işte. Keşke kendisinin olsaydı, köy ekmeği ya da hiç değilse taş fırın olsaydı da yanık/ham/tatsız vb. olsaydı diye geçirdim içimden. Önümüzdeki maçlara bakardık hiç değilse. Pastane ekmeğine hiçbir zaman ısınamadım çünkü ben; kendine has bir tadları yoktur, piyasadaki muadilleriyle aynıdır, standart ve seri üretim bazlı ekmeklerdir genelde, fazla yapaydırlar kanımca.
Elbet başta da belirttiğim; herkesin sevdiği ekmek türü, yemek yiyişi ve damak tadı farklıdır ne de olsa.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder