15 Şubat 2009 Pazar

Fa Yeung Nin Wa: Aşkın Uyanışı, Ayrılıksa Ateşten Bir Ok


Bir film yapıyorsunuz. Dünyanın dört bir köşesinden insan yaklaşık iki saatlik vaktini size ayırıyor, bunun için para da harcıyor ve yaptığınız filmi izliyor. O iki saatte ekrana bakmak için pek çok şeyi feda ediyor belki, ama yerine sizin eserinizi izlemeyi tercih ediyor. Gülmek, keyif almak, kafa dağıtmak, öğrenmek, iğrenmek, ürpermek, sanatsal estetikten nasibini almak vs. hangi amaçla olursa olsun, adını ne koyarsanız koyun onu almaya bakıyor ve o filmle ilgili isteklerini, filmin gerçekleştirmesini bekleyerek tatmin olmaya bakıyor. Daha veciz bir şekilde ifade edelim. Orhan Pamuk'un başyapıtı Kara Kitap'ta yaklaşık olarak denildiği üzere: ''İnsanlar sadece bir sinema bileti değil, bir hayali satın alıyor aslında''. İşte 'sinemanın büyüsü' mevzusu da biraz da bununla alakalı bir şey. Parlak ışıkların, güzel kadınların, adamların, insanı bir yerden yakalayan muhteşem hikayelerin, karelerin o büyüleyici tavırla insana ulaşması...


Üstte yazdığım sinemayla alakalı genel-geçer bir kaide olarak pek çok filme uyarlanabilir; ama bu film sadece kaide ekseninde değil, hissiyat düzeyinde de bunu hissettiriyor. Bu noktada şunu ifade etmek isterim. Aşk duygusunun büyük stüdyolarca tekele alınıp ticaretinin yapıldığı, piyasadaki ünlü kadın ve erkek oyuncuların bir kombinasyon mantığıyla bu çarkın içerisine dahil edilip senaryoların da bu cast üzerinden yazıldığı bir ortamda Asya'dan çıkarak, Hollywood'un ezberini bozan ve bir yanağına tokat atılsa, öbür yanağını uzatacak denli pasif, mıymıntı Fransız filmlerine silkinmek için yol gösteren, olanca samimiyeti, hassasiyeti ve o büyüleyici duygusuyla kanımca sinema tarihinin en iyi aşk filmlerinden biri olmayı başarıyor Fa Yeung Nin Wa/Aşk Zamanı.


Her şeyden evvel estetik yönü çok kuvvetli bir film. Görsel anlamda fotoğrafik karelerinin, sinematografisinin, kostümlerinin, tekrarlarının ve ağır çekimlerinin filmin yönetmen koltuğundaki Wong Kar Wai'ye haklı bir ün kazandırdığını ve bu övgünün bir kısmının da Christopher Doyle hanesine gitmesi gerektiğini eklemek gerekir. Zira yönetmenlik anlamında Mike Nichols'ın The Graduate/Mezuniyet filminden beri bu kadar keskin ve heyecan uyandıracak özgünlükte bir performans görmemiştim açıkçası. Ayrıca senaryo da Wong Kar Wai'ye ait olduğundan, filmin dikiş yerlerindeki söküklerin çekim sayesinde sıfıra yakınsadığını gözlemlemek mümkün olabiliyor.


Filmin başarısının temeli ise, tüketim kültürünün her şeyi aşk, ayrılık, komedi, romantik komedi gibi türlerle kategorize ettiği bir dönemde; kadın-erkek ilişkilerine dair bu kadar çok şey söyleyip, söylediği şeyleri hiç de tumturaklı bir vaiz edasında aksettirmemesinden kaynaklanıyor. Velhasıl film 'on numara' ama bu durum, bu yazının başarısına birebir etki etmediğini düşünüyorum yine de. Upuzun cümleler beni bile yordu. Oysa ki daha tema müziğiyle ilgili bir şey demedim, kral adam Nat King Cole'den bahsetmedim. Ama çekingenlik yapmayacaktır büyük sanatçı, kendisini kibarca tanıtacaktır ve büyüleyici yorumları tıpkı film gibi akıldan çıkmayacaktır. Çıkar yine de belki; bir ağaç kovuğuna anlatıp, üstünü otla tıkarsak...

Hiç yorum yok: