
Karl Marx, ''görünen gerçek olsaydı bilimlere gerek olmazdı'' der. Biz 'filmler' yapalım ve görünenin yahut gösterilenin ardında kalan, gizli gerçeği ortaya çıkarmak için cesurca bir işe kalkışmış Türk Sineması'nın son dönemlerdeki en büyük başarılarından birini incelemeye koyulalım. Filmimiz Devrim Arabaları, gerçek hikayesi gibi film de bir yüz akı...
At, avrat, silah geleneğinin başında gelerek çağlar boyunca kültürün temel öğesi haline gelmiş, endüstrileşme ve modernleşme sürecinde Araba Sevdası'na dönüşmüş bu tutku Türk Tarihi'nin, beşerinin önemli bir parçası aslında. Devrim ise dönemi itibariyle, o dönüşüm sürecinin tüm özelliklerini içinde barındıran ve bu açıdan da oldukça hayati bir nitelik taşıyan, arabadan da öte bir semboldü. Zira Türkiye'nin 'muassır medeniyetler' seviyesine çıkma gayretini gösterecek, modernleşme yolunda atılabilecek en önemli adımlardan biriydi. Abartılı da olsa, bir nevi Ay'a ayak basmakla özdeşleştirilebilir bu ülke adına. Çünkü Ay'daki adım, astronot için küçük, insanlık için büyük bir adımdı. Devrim de insanımız için gerçekten büyük bir adım olacaktı. Tıpkı bu modernleşme çabasını destekleyen ve hatta itekleyen Reis-i Cumhur Cemal Gürsel'in dediği gibi; ''Millet bu arabanın yürüdüğünü bir görsün, uçar uçar''. Aslında şarkıdaki gibi otomobil de uçar gider ama ''ben talihin peşindeyim/talih benden kaçar gider'' demiş şarkının devamında Vecdi Bingöl. Not düşülsün; talih, bir makus talihtir. Bu ülkenin makus tarihidir. Talih yüze gülse; 'sırıtık' der, 'emme basma tulumba' der, 'ne gülüyosun ben gülüyor muyum?' der, der de der. Sonunda talihin yüzü de ekşir haliyle. Çünkü ''Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz'' filmde de geçtiği üzere. Sokaklarda 'devrim'in dolaşmasına müsaade edilmez. Yakılır, yıkılır, hapse atılır, işkence edilir, ip üstüne oynatılır, ipte sallandırılır da hiçbir şey değişmez. Değiştirilenler ve unutulanlar dışında tabi... Ne de olsa 'icat çıkarma başımıza', 'ne gereği var?', 'sanki eskiden var mıydı?', 'boşver ya ne uğraşacaksın', 'bilim adamı mı olacaan' yahut 'anarşik mi kesildin başımıza?', 'düşünme, kafayı yersin', 'elin ekmek tutsun ondan sonra yaparsın/eh elin de ekmek tuttu evlen artık/evlendin, senin sorumlulukların var, kendine çekidüzen ver', 'memleketi sen mi kurtarıcan?'
Devrim bir semboldü işte; bu 'yalnız ve güzel ülkenin' modernleşmeyle imtihanının bir sembolü, hüzünlü hikayesi ve acı gerçeğiydi. Vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.
Devrim bir semboldü işte; bu 'yalnız ve güzel ülkenin' modernleşmeyle imtihanının bir sembolü, hüzünlü hikayesi ve acı gerçeğiydi. Vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder