
2004 yılında Bill Murray, Lost In Translation/Bir Konuşabilse ile Oscar ödülüne aday gösterilirken, içteki ses Murray'ın ödülü mıncıklamasını diliyordu. Çünkü onun leziz kariyerinin Akademi'yle kesiştiği ilk sahneydi bu. Ödüle ilk kez aday gösteriliyordu, üstelik ödülün favorilerindendi. Ancak o yıl artık bahtına The Lord Of The Rings/Yüzüklerin Efendisi'nin sonlanması hasebiyle Akademi kendisini seriyi koruma ve güzelleştirme derneği gibi hissetmiş, Peter Jackson ve saz heyetine aday oldukları her dalda toplam 13 dalda ödül vererek 'dallı budaklı meşe odununu' haketmişti.

Yılın esaslı filmi Clint Amca'nın The Mystic River/Gizemli Nehir'ine ise ayıp olmasın diye, oyuncu ödülleri verildi. Tam bir peşkeş mantalitesiyle dağıtılan ödüller sonucunda Sean Penn ve Tim Robbins de oscarlandı. Aslında iki oyuncu da performanslarıyla Oscar'ı sonuna dek hakediyordu. Ancak Bill Murray, biraz da dış mihrakların etkisiyle 'kader kurbanı' oldu ve Sean Penn'e tosladı. Aslında bu noktada başka bir hikaye daha var ama onu da Mystic River postuna saklayalım. Ve artık bu seneye gelelim. Sinema tarihinin tuhaf yaşam çizgilerinden birine sahip Mickey Rourke'un da kariyerinin Akademi tarafından alkışlandığı ilk sahneydi bu. Üstelik kamuoyu tarafından da 'aklanmıştı' artık Rourke. Ancak yine Sean Penn'e denk gelindi işte. Tıpkı Murray gibi, Rourke da belki de bir daha hiç bu ödüle aday gösterilmeyecek. Gösterilse dahi ödüle bu kadar yakın olamayacak ancak yine de onları 'gönüllerin şampiyonu' olarak akla ve bloğa naklettik.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder