
24 Mayıs 2009 Pazar
Week End: Bu Ne Biçim Hikaye Böyle? Hasta Mısın Nesin Bana Söyle?

12 Mayıs 2009 Salı
The Wrestler: Gönüllerin Şampiyonu

2004 yılında Bill Murray, Lost In Translation/Bir Konuşabilse ile Oscar ödülüne aday gösterilirken, içteki ses Murray'ın ödülü mıncıklamasını diliyordu. Çünkü onun leziz kariyerinin Akademi'yle kesiştiği ilk sahneydi bu. Ödüle ilk kez aday gösteriliyordu, üstelik ödülün favorilerindendi. Ancak o yıl artık bahtına The Lord Of The Rings/Yüzüklerin Efendisi'nin sonlanması hasebiyle Akademi kendisini seriyi koruma ve güzelleştirme derneği gibi hissetmiş, Peter Jackson ve saz heyetine aday oldukları her dalda toplam 13 dalda ödül vererek 'dallı budaklı meşe odununu' haketmişti.

Yılın esaslı filmi Clint Amca'nın The Mystic River/Gizemli Nehir'ine ise ayıp olmasın diye, oyuncu ödülleri verildi. Tam bir peşkeş mantalitesiyle dağıtılan ödüller sonucunda Sean Penn ve Tim Robbins de oscarlandı. Aslında iki oyuncu da performanslarıyla Oscar'ı sonuna dek hakediyordu. Ancak Bill Murray, biraz da dış mihrakların etkisiyle 'kader kurbanı' oldu ve Sean Penn'e tosladı. Aslında bu noktada başka bir hikaye daha var ama onu da Mystic River postuna saklayalım. Ve artık bu seneye gelelim. Sinema tarihinin tuhaf yaşam çizgilerinden birine sahip Mickey Rourke'un da kariyerinin Akademi tarafından alkışlandığı ilk sahneydi bu. Üstelik kamuoyu tarafından da 'aklanmıştı' artık Rourke. Ancak yine Sean Penn'e denk gelindi işte. Tıpkı Murray gibi, Rourke da belki de bir daha hiç bu ödüle aday gösterilmeyecek. Gösterilse dahi ödüle bu kadar yakın olamayacak ancak yine de onları 'gönüllerin şampiyonu' olarak akla ve bloğa naklettik.


9 Mayıs 2009 Cumartesi
8 Mayıs 2009 Cuma
Blue Velvet: Kadifeden Kesesi

Blue Velvet/Mavi Kadife filminin içeriğine ilişkin anlatılabilecek her şey, aslında evlenilecek kadın/eğlenilecek kadın ayrımlı o ünlü klişe denklemde bitiyor. Isabella Rosellini zaten doğuştan star, haliyle vaziyeti 'feel like a star'; Laura Dern ise pembe panjurlu ev hayaliyle yanıp tutuşan safça bir 'varoş güzeli', ortada da su şişesi kabilinden kazmalığa her dakika yeni açılımlar getiren Kyle McLachlan filmin başlıca sac ayakları. Ancak olaylara ekşın katmak için elinden geleni ardına koymayan, elleri dert görmeye Dennis Hopper; 'işte bu mahallenin bir tane muhtarı var' tanımlamasını sonuna dek hakediyor. Tabi, bir de David Lynch var ki o, 'o daha beter muhtar'. Açıkçası filmi pek beğenmedim. Mahallenin Muhtarları'nı işin içine karıştırmam da işte bundandır.
2 Mayıs 2009 Cumartesi
Üvey Ana Gibi Yar Olmaz

Sadri Alışık ise piyano başında yahut uduyla müstakbel sevgiliye serenat ederken iyiydi de(yazış o biçim), tam bir hüsnü kuruntu(aka satışçı) portresi çizerek içinde her daim evil potansiyel taşıyan Erol Taş ve hanımına asıl meselenin ne olduğunu daha idrak edemeden gammaza bağlaması yakışmadı. O hareketler kendisini gözümden düşüren hareketlerdi ama söylediği 'Açık bırak pencereni/Örtme perdeyi bu gece' yorumunun hatrına meseleyi hasır altı ediyorum. Kaldı ki ünlü bestekar, büyük güftekar Burak Kut'un da mühim sözleri bu durumu açıklığa kavuşturasıdır; Yaşandı bitti saygısızca/Aldatmanın tadına varınca/Doğru söylesen kimin umurunda?/Gözüme inanırım/Haydi zıpla!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)